Hiç hikaye, roman CD si (kaseti) dinlediniz mi?
Evet dinledimm
Hayır hiç dinlemedim.
Küçükken dinlemişim ama hatırlamıyorum.
 
  
 
 
   
Müzik / Besteciler
Carl Orff

 

Carl Orff 10 Temmuz 1895 günü Münih'te dünyaya gelir. Ailesi subay kökenli olup  Bavyera'nın soylu ailelerinin başında gelmektedir. Ailesinin katı disiplini altında geçtiği tahmin edilen bir çocukluk dönemi geçirmiştir.

Carl Orff'un hayatı o kadar gizemlidir ki neredeyse bilinmezlik üstüne kurulmuştur.

Küçük Orff çocuk yaşta tiyatro ve müzik dünyasına yakınlık duymaya başlar. Bu sihirli dünya onu öylesine etkilemiş olmalı ki, evinde oluşturduğu kukla tiyatrosu için besteler yapar. Ama bestelerini sadece nota kağıtları üzerinde değil, basımevinden çıkmış nota kağıtlarında görmek istemektedir. Bu isteği 15 yaşında gerçekleşir.

Genç Orff ne yapmak istediğine karar vermiştir. Aldığı kararları ödün vermeden uygulayan Orff, bu kez de aynı şeyi yapar ve müzisyenliği, bir hayat felsefesi olarak benimser. O yıllarda 1. Dünya Savaşı her yeri kasıp kavururken Carl Orff ’ da müzik yaşamına devam eder. Savaştan sonra Münih, Mannheim ve Darmstadt'ta piyano öğretmeni ve orkestra şefi olarak çalışır. Orff, yaşadığı bu yılları, kendini keşfedemediği yıllar olarak anacaktır.

Kendi kimliğini bulması bir dizi olayın ardarda gelmesiyle olur. Bunlardan ilki, tiyatrolarda yönetmenlik yapmaya başlamasıdır. Çocukluğu hakkında kesin olarak bildiğimiz tiyatro düşkünlüğü yüzünden girdiği bu yönetmenlik işinin, onun ileriki yıllarda yapacağı bestelerinin ilk birikimlerini oluşturduğudur. Asker kökenli bir aileden gelmesi yüzünden disiplinli bir hayat yaşayan Orff, bu düzeni sadece işlerini planlamada değil, kendi iç dünyasında da kullanmıştır. Orff'un kendisini herkesten gizlemeyi başardığı söylenebilir. Hayatı ve yaptıkları hep gizli kaldı çünkü... Öte yandan geleneklerin baskısı ile araştırmacılık yönü arasındaki çatışma onu sıkboğaz etmeye başlamıştı. Attığı her adımı acımasızca eleştirdi ve sonunda olan oldu: Genç yaşta bestelediği (ona göre acemi olduğu dönemde) bütün eserlerini yok etti. Kendi iç dünyasına uymayan hiç bir besteyi bastırmadı ve bu konuda asla ödün vermedi.

1925 yılında "Ateşrenkli" müzikal oyunu ve orkestra için "Prelud"u, 1927 yılında üflemeliler ve klavsen için "Konçertino"yu besteledi. 1920 yılında Münih'te Heinrich Kaminski ile çalıştıktan sonra tiyatro dünyasına veda etti ve bir daha tiyatro yönetmenliği yapmayarak sadece müzik üzerine yoğunlaştı. Orff'un "Uyanmak ya da kendini bulmak" olarak nitelendirdiği olaylar dizisinin ikincisi 1925 yılında gerçekleşti. Münih'te müzik okulu sahibi olan Dorothea Günther'le tanışması ve burada Ritmik Jimnastik Bölümü'nü yönetmesi kendini bulmasında ikinci adım oldu. Çocuklarla birlikte olması onun araştırmacı yönünü öne çıkarttı ve çocuklar için müzik eğitimine yöneldi. Müzik eğitiminde yeni yollar arayan Orff, çocukların hemen kavrayabileceği en basit çalgılama biçiminin, vurmalı çalgılar olduğunu düşünüyordu. Ona göre ilk çağlardan bu yana kullanılan vurmalı çalgılar, müzik eğitiminde başlangıç olabilirdi. Sanatçı buradan yola çıkarak "Schulwerk" (Okullarda Müzik Eğitimi) adlı projesini hazırlamaya başladı.

Garip bir insandı Orff, çağdaşı olan bir çok bestecinin yaptığı gibi müzikte kulağa aykırı gelecek tonlar yerine, ilk çağların ilkel müziğini ortaçağın mistik müzikleriyle birleştirdi. Tiyatro, dans ve orkestrayı ustalıkla birleştirerek bestelediği "Catulli Carmina" 1943 yılında ortaya çıktı.

1935 yılı Carl Orff'un altın yılı oldu. "Catulli Carmina" ile yakaladığı ilkel temalar içeren müziği, 1936 yılında bitirdiği "Carmina Burana" ile son noktasına ulaştı. İlk kez 1937 yılında Frankfurt'ta seslendirilen "Carmina Burana"  başlıklı kantatını "yeniden doğuşu" olarak nitelendirdi. İlginç olan nokta; "Catulli Carmina" ve "Carmina Burana" gibi daha sonra besteleyeceği "Trionfo di Afrodite" nin de eski Roma ve Yunan şairlerinin metinlerinden bestelenmiş ve konu olarak başyapıtı Orff'a uymayacak kadar müstehcen olmasıdır.

Yine söylentilere göre kilise, içinde kilise karşıtı temalar bulunan yapıtların bestelenmesine göz yummamış ve Carl Orff'u afaroz etmiştir. Her ne kadar bu olay bir söylentiden öteye gitmemişse de, katı kuralları olan kilisenin böyle bir tepki verebileceğini düşünmek pek de yanlış sayılmaz.

Carl Orff 'kendini bulma' konusunda en iyi örneği, yayıncısına yazdığı şu satırlarda vermektedir: "Daha önce yazdığım ve senin ne yazık ki bir talihsizlik sonucu yayınladığın bütün eserlerimi yırt. Carmina Burana benim seçkin eserlerimin bir başlangıcı oldu."

Garip bir insandı Orff, çağdaşı olan bir çok bestecinin yaptığı gibi müzikte kulağa aykırı gelecek tonlar yerine, ilk çağların ilkel müziğini ortaçağın mistik müzikleriyle birleştirdi. Tiyatro, dans ve orkestrayı ustalıkla birleştirerek bestelediği "Catulli Carmina" 1943 yılında ortaya çıktı.

1935 yılı Carl Orff'un altın yılı oldu. "Catulli Carmina" ile yakaladığı ilkel temalar içeren müziği, 1936 yılında bitirdiği "Carmina Burana" ile son noktasına ulaştı. İlk kez 1937 yılında Frankfurt'ta seslendirilen "Carmina Burana"  başlıklı kantatını "yeniden doğuşu" olarak nitelendirdi. İlginç olan nokta; "Catulli Carmina" ve "Carmina Burana" gibi daha sonra besteleyeceği "Trionfo di Afrodite" nin de eski Roma ve Yunan şairlerinin metinlerinden bestelenmiş ve konu olarak başyapıtı Orff'a uymayacak kadar müstehcen olmasıdır.

Yine söylentilere göre kilise, içinde kilise karşıtı temalar bulunan yapıtların bestelenmesine göz yummamış ve Carl Orff'u afaroz etmiştir. Her ne kadar bu olay bir söylentiden öteye gitmemişse de, katı kuralları olan kilisenin böyle bir tepki verebileceğini düşünmek pek de yanlış sayılmaz.

Carl Orff 'kendini bulma' konusunda en iyi örneği, yayıncısına yazdığı şu satırlarda vermektedir: "Daha önce yazdığım ve senin ne yazık ki bir talihsizlik sonucu yayınladığın bütün eserlerimi yırt. Carmina Burana benim seçkin eserlerimin bir başlangıcı oldu."

Carl Orff 1940-1941 yılları arasında "Bir küçük dünya tiyatrosu" başlığında topladığı "Ay" ve "Akıllı Kız" adlı masal oyunlarını, 1947'de de "Bernaulu Kız" adlı tarihsel oyunlarını besteledi. "Carmina Burana"dan  sonra adı uluslararası platformda duyulmaya başlamıştı artık. Felsefesi de yerine oturmuştu: "Yeni bir şey yaratmak istiyorsan mutlaka eski olanı kullan".

1949 yılında davetli olduğu Salzburg Festivali için "Antigonea"adlı oyunu besteledi. Sophokles'in oyunu üzerine bestelediği bu eser onun geçmişe olan ilgisinin ne derece yoğun olduğunu göstermektedir. 1950 yılında Münih Müzik Akademisi'ne profesör olarak atandı ve çalışmalarına burada devam etti. Carl Orff'un, sırf konsantrasyonu bozulmasın diye hayatını Münih'te geçirdigi, "Bach Derneği"ni yönettiği 1930 yılından, öldüğü 1982 yılına kadar geçen 52 yıl boyunca Münih'ten ayrılmadığı sanılmaktadır. 1952 yılında "Astutuli" adlı komik oyununu bitirdi. 1953 yılının Şubat ayında "Trionfo di Afrodite" adlı kantatı ve Ekim ayında da "Astutuli" Münih ve Milano şehirlerinde gösterime girdi. Carl Orff daha sonra "Trionfo di Afrodite", "Carmina Burana"ve "Catulli Carmina" adlı kantatlarını birleştirerek bir üçleme (Trionfi) oluşturdu. Bu üçleme, halen Almanya başta olmak üzere birçok ülkede en fazla seslendirilen eser sayılmaktadır. Artık Orff için beste yapmak çok kolay bir hale gelmişti. İstediği şablonu oluşturmuş, yaşadığı her eseri kendi iç dünyasıyla barıştırmıştı.

"İsa'nın yeniden dirilişi" 1956'da Münih'te, "Tiran Oidipus" 1959'da Stuttgart'ta, "Mucize bebeğin doğuşu" 1960'da yine Stuttgart'ta oynandı. Ama bütün bu eserler "Carmina Burana", "Catulli Carmina" ve "Trionfo di Afrodite" den oluşan üçleme ile perçinlenen ününe daha fazla birşey katmadı. 60 yaşıma bastığı 1955 yılında Tübingen Üniversitesi Carl Orff'a Fahri Doktor ünvanını verdi. 1956 yılında da "Pour la Merite" nişanı verildi. 1940 yılında bir sahne üçlemesi olarak Monteverdi'nin eserlerinden düzenlediği "Yakarışlar" adlı oyunu, 70. doğum yılı dolayısıyla 1965 yılında sahneye kondu.

Carl Orff eserlerini tiyatro yönetmenliğinden gelen deneyimle hep teatral bir üslupla yazdı. Müziğe getirdiği yeni akımla yapılmayanı yaptı ve eski müziği günümüz sahnelerine taşıdı. Yaptığı yenilik sadece müzik alanında değil, oyuncu alanında da oldu. Orff'un ideal oyuncusu şarkı söylemeyi bilen, tiyatro yapabilen, düzgün konuşan, ama aynı zamanda dans edebilen bir sanatçıydı. Oyuncu bunu yapmak zorundaydı, çünkü Orff'un besteleri bunu gerektiriyordu.

Besteciliğinin yanı sıra, iyi bir araştırmacı ve müzik eğitimcisi olan sanatçı "Orff Çalgıları" adıyla anılan sistemi geliştirdi ve bu çalgılar yardımıyla çocuk müzik eğitimi projesini hazırladı. Bu esrarengiz ve mistik besteci, 29 Mart 1982 yılında Münih'te gözlerimi; hayata kapadı.

Bütün sırları ve sayılı eserleriyle birlikte...